HZ. DAVUT KISSASI
Hz.
Davud (a.s.) Kur'ân-ı Kerim'de adı 16 kere geçen İsrailoğulları
peygamberlerinden biri. Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)'nın sekizinci oğludur.
İnsanoğlu
yoldan çıkıp da bataklığa düştükçe, yüce Allah, onlara peygamberler
göndermiştir. Onlar bu peygamberler vasıtasıyla uyarılmıştır. İsrailoğullarına
da peygamberler gönderilmiştir. Onlar, umumiyetle bu peygamberlere isyan, hatta
ihanet etmişlerdir.
Hz.
Musa (as)'ın vefatından sonra, yine İsrailoğulları isyanın karanlığına
daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa (as)'ın Allah'tan getirdiği akîdeyi terk
etmeye başladılar. Cenâb-ı Allah, onların üzerlerine başka bir kabîleyi
musallat etti.
Hz.
Musa (as)'ın vefatından sonra İsrailoğullarının idaresi Yuşa (as)'a kaldı.
İsrailoğullarını çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi. Bu
ülke, Hz. Yakub (as)'ın yaşadığı Kenan bölgesi olup, İsrailoğulları için mukaddes
ülke sayılır.
İsrailoğulları
Hz. Musa (as)'ın vefatından sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika
Kabilesi ile karşı karşıya geldiler. İsrailoğulları Amâlika ile yaptıkları bir
savaştan mağlup çıktılar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile
çarpışmak istediler. Yüce Rabbimiz onların bu durumunu şöylece anlatmaktadır:
"İsrailoğullarından
bir cemaat Musa'dan sonra peygamberlerine: 'Bize bir hükümdar gönder ki, Allah
yolunda savaşalım.' dediler. Peygamber, 'Size muharebe farz olunursa korkarım
ki, savaşmazsınız.' dedi. Onlar: 'Niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan
ve evlatlarımızın yanından çıkarıldık.' dediler. Onlara farz kılındığında,
birazı müstesna olmak üzere, savaştan yüz çevirdiler. "
"Peygamberleri
onlara: Allah Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediğinde, onlar: 'O, bize
nasıl hükümdar olur? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız. Onun malı da çok
değildir.' dediler. Peygamber, 'Allah onu, sizin üzerinize (hükümdar) kıldı.
Ona ilimde ve cisimde fazlalık (üstünlük) verdi. Allah, mülkü dilediğine verir.'
" (Bakara, 2/246, 247).
İsrailoğulları
tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı. Kur'ân-ı Kerim'de bu sandığa
"Tâbût" adı verilmektedir. Amâlikalılarla yapılan savaş sonucunda bu
sandık Câlût (Golyat)'ın eline geçmişti. İsrailoğulları bunun acısını
duyuyorlar, fakat Tâlût'un da hükümdarlığına itiraz etmekten geri
kalmıyorlardı.
"Peygamberleri
onlara şöyle dedi: Onun hükümdarlığına alamet; size, içinde Rabbiniz tarafından
sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirası bulunan Tâbût'u meleklerin
yüklenip getirmesidir. Eğer siz iman edenlerdenseniz, bunda sizin için ibret ve
mûcize vardır. " (Bakara, 2/248).
Tâbût'un
İsrailoğullarının eline geçmesi onları yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak
Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût, İsrailoğullarına öğütte bulundu.
"Tâlût
askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla
imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna
kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan
içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a ve
askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna
varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok
sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler."
(Bakara, 2/249)
Amâlika
ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt'un ordusuyla karşı
karşıya gelen mümin kitle şöyle dua etti:
"Ya
Râb, üzerimize sabır ve sebat ihsan eyle, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme
karşı bize yardım et." (Bakara, 2/250)
Tâlût'un
ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.), Hz. Yakub (as)'ın neslinden
idi. İsrailoğullarından olan Dâvûd, daha küçük yaşta bir delikanlı iken, hak
davanın amansız düşmanı, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptığı
mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût'u sapan taşıyla öldürmüştü. Bu olayda
Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir.
Câlût,
zalim zengin ve korkunç bir hükümdardı. Onun açıkça belli olan büyük üstünlüğü
vardı. Fakat Allah Teâlâ, o zaman işlerin yalnız zahiriyle meydana gelmeyip,
gerçek anlamıyla vukû bulduğunu göstermek istedi. İşlerin hakikatini sadece O
bilir. Her şeyin ölçüsü yalnız O'nun elindedir. Aslında insanlara güçlü
görünenin zayıf, zayıf görünenin de Allah'ın yardımıyla güçlü olduğu ölçüsü
Allah Teâlâ'ya aittir. İnsanlar ise vazifelerini yerine getirmek, Allah Teâlâ'
ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah'ın
istediği şeyler istediği şekilde olur. İnsanlara, kendilerini korkutan
zâlimlerin zayıf, çok zayıf olduklarını, Allah onların ölmesini istediği zaman
küçücük delikanlıların bile mağlup edebileceğini göstermek için bu zalim
diktatörün ölümünü, daha genç bir bir delikanlı iken Hz. Dâvûd (as)'ın eline
verdi. Burada Allah Teâlâ'nın tahakkukunu istediği gizli başka hikmetler de
vardı. Allah, Tâlût'dan sonra mülkü Hz. Dâvûd (as)'ın almasını ve onun yerine
oğlu Süleyman (a.s.)'ı varis kılmayı istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd (a.s.)'ın
gücü, Câlût'u öldürmesiyle gösterilmiş oluyordu.
"Allah'ın
izniyle, onları hemen hezimete uğrattılar. Dâvûd da Câlût'u öldürdü. Allah ona
mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğu şeylerden de ona öğretti." (Bakara,
2/251).
Câlût'un
öldürülmesiyle Amâlikalılar bozguna uğradılar, darmadağın oldular. Bu olaydan
sonra halk, Hz. Dâvûd (a.s.)'a daha çok sevgi ve saygı göstermeye başladı. Tâlût'un
ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim, hem peygamberlik
verildi. Dâvûd'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardı.
Biz (bunları) yaparız. Ona, sizi savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı
öğretmiştik. Ama siz, şükrediyor musunuz ki? (Enbiya, 21/78, 80)
"Andolsun
Dâvûd'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar, onunla beraber tesbih edin
ve ey kuşlar (siz de). Ve ona demiri yumuşattık. Geniş zırhlar yap, dokumasını
ölçülü yap ve (hepiniz) iyi işler yapın. Çünkü ben, yaptıklarınızı görmekteyim.
diye vahyettik." (Sebe, 34/10-11).
Hz.
Dâvûd (a.s.) hakkında Kur'ân-ı Kerim'den gelen rivâyetler; Dâvûd (as)'ın çok
güzel bir sesi olduğunu, kendisine verilen Zebur'u okumaya başlayınca, dağların
ve kuşların onu dinlemek üzere etrafında toplandıklarını bildirmektedir. Zebur
dört büyük semâvî kitaptan birisi olup, yüzelli sûreden ibarettir. Bu kitap,
şer'î hükümleri taşımadığı için Hz. Dâvûd (as), Hz. Musa (as)'ın şerîatı ile
hükmetmiştir.
Yahudi
kaynaklarında Hz. Dâvûd (as)'ın, Mizmar denen bir musiki âleti çaldığı
kayıtlıdır. Kur'ân'da da:
"(Her
taraftan) gelen kuşlar da ona icabet ederler, hepsi onun nağmesine
katılırlardı. Onun mülkünü kuvvetlendirmiştik. Kendisine hikmet ve açık
konuşma, güzel konuşma vermiştik." (Sad, 38/19-20) buyuran Allah, aynı
sûrenin 21. âyetinde, Hz. Dâvûd (a.s.) zamanında olan bir hâdiseyi de, Hz.
Muhammed (s.a.v.)'e şöyle haber vermiştir:
"Dâvûd'un
yanına gelmişlerdi de onlardan korkmuştu. Korkma dediler, biz, iki davacıyız.
Birimiz ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet. Zulmetme.
Bizi yolun ortasına (adalete) götür." (Sad, 38/22)
Kur'ân'da
anlatıldığına göre bunlar iki kardeştiler. Birisinin doksan dokuz koyunu,
ötekinin bir tek koyunu vardı. Böyle iken doksan dokuz koyunu olan öteki
kardeşinin tek koyununu ister, aralarında tartışma çıkar. Tek koyunu olanı bu
tartışmayı kaybeder. Hz. Dâvûd (a.s.)'a müracaat ederler. O, davacı olanlardan
birini dinler, ötekini dinlemeden hükmünü verir. Bunu da Allah Teâlâ'nın
kendisini imtihanı sanır. Ancak bu yaptığı hareket sebebiyle Allah'dan mağfiret
dileyip secdeye kapanır, tövbe eder. Allah, onu affettiğini bildirir ve ona şu
vahyi indirir:
"Ey
Dâvud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık.
İnsanlar arasında adaletle hükmet, keyfine uyma. Sonra seni Allah yolundan
saptırır. Allah'ın yolundan sapanlara, Allah'ın hesap gününü unuttuklarından
dolayı, çetin bir azap vardır." (Sad, 38/26)
İsrailoğulları,
Hz. Dâvûd (as) zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlardır. Dâvûd (a.s.)
Kudüs'ü fethetmiş, kendisine başkent yapmıştı.
Hz.
Dâvûd (as), hem hükümdar, hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona
verilmişti. O, İsrailoğullarını kırk yıl yönetti ve Rabbine kavuştu. Hz. Dâvud
(a.s.)'ın yerine oğlu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi.
Hz. Dâvûd (as), bir gün oruç tutar, bir gün yerdi.
Abdullah
b. Amr'dan rivâyetle, Abdullah, her gün gündüzleri oruç tutar, geceleri de
(nâfile) namaz kılardı. Onun bu durumu Rasûlullah'a bildirildiğinde Hz.
Peygamber (s.a.s.) onu çağırdı ve şöyle buyurdu:
"Bir
gün oruç tut, bir gün iftar et. İşte bu Dâvûd (a.s.)'ın orucudur."
Bir
başka rivayette ise, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Allah
Teâlâ ya en sevimli oruç, Dâvûd (a.s.)'ın orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir
gün iftar ederdi. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd namazı idi. O, her gecenin
yarısında uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kılardı. Altıda birinde de yine
uyurdu." (Müslim, Siyam, 183; Nesâî, Siyam, 69).
Hazreti
Davud (A.S.) Mesleği?
Çoban, ordu komutanı, zırh yapıcı ve demir
işlemeciliği yapan bir peygamberdi. Demir madenini işleyerek demirden zırh
yapan bir peygamberdir. 15 yaşına kadar ise çobanlık yapmıştır. Daha sora Allah
tarafından Hazreti Davud (a.s.)’a hükümranlık verilmiş ve hükümranlık görevi
yapmıştır.
Hazreti
Davud (A.S.)’ın Mucizeleri ve İlgili Ayetler
Davud (a.s.) Zebur’u okuduğu zamanlarda
kuşlar, taşlar ve dağlar kendisini dinler ve okuduklarına iştirak ederlerdi.
Her yerden kuşlar gelir ve kendisine icabet edip okuduğu namelere onlarda
katılırdı. Davud (a.s.)’a Allah kuşları, yırtıcı olan hayvanları, taşları,
dağları Ona musahhar kılmıştır. Böylece her biri Hazreti Davud (a.s.)’ın
buyruklarını yerine getirirlerdi. Bütün kuşlar, yırtıcı hayvanlar, dağlar ve
taşlar Kuran’da da bildirildiği üzere Hazreti Davud (a.s.) ile birlikte Allah’ı
teşbih ederlerdi. Aynı zamanda ilk kez demiri işleyen ve demiri insanlığın
hizmetine sunan ilk kişi Hazreti Davud (a.s.)’dır. Yırtıcı hayvanların her biri
Hazreti Davud (a.s.)’a bağlılık ile emirlerini yerine getirirdi. Hazreti
Davud(a.s.)’ın çok güzel sesi vardı ve bu ses ile hayvanları dahi etkiliyordu.
Hazreti Davud (a.s.)’ın ismi Kuran’da Sad
Suresi, Enbiya Suresi, İsra Suresi, Enam Suresi, Maide Suresi, Nisa Suresi ve
Bakara surelerinde geçmektedir. Kuran’da Allah, Hazreti Davud (a.s.)’a verdiği
özellikleri ve onun mucizelerini belirtmiştir. Calut ile savaşı da Kuran’da
geçmektedir.
Beşikten mezara kadar ilim
öğreniniz Hz. Muhammed (s.a.v)
Yorumlar
Yorum Gönder